Ferhat Orhan

Kişisel Web Sitesi

0 notes

Kırmızı lacivertliler ilk maçda boş tribünlere oynadı.

Mersin İdman Yurdu, 28 yıl sonra kendi evinde ilk defa oynadığı spor toto süper lig maçında Bursaspor’a 3-1 kaybetti. Maçta akıllara boş türbinler ve çıkan sorunlar kaldı.

Bilet fiyatlarının Anadolu takımlarına göre astronomik olması türbinlerin boş kalmasındaki ana nedendi. Taraftar bu bilet fiyatlarından dolayı kale arkasına yüklendi. Ancak turnikelerdeki arıza ve binlerce kişiyi tek bir kapıdan almaları büyük kargaşaya neden oldu. Güvenlik güçlerininde biber gazıyla müdahale etmesi bir çok taraftarın evlerine geri dönmesine neden oldu. Görevlilerin biletli taraftara kötü muamelesi ise dikkatleri çekti.

Sadece Kale arkası tribünlerinin dolu olduğu statda bu bölümde tuvaletlerin yapılmadığı, suların akmadığı ve yapılan yenilemelerin sadece VIP ve kapalı türbine yapıldığı anlaşıldı. Taraftarın büyük bir kısmının stat koşullarından mutsuz ayrıldığı maçta MİY takımında da sahada oynadığı futbol hiç kimseyi tatmin etmedi. Kuzey Kale Arkasına girmek isteyen 5 bin taraftarı daracık bir kapıdan alınmaya çalışıldı, çok büyük sıkıntı çeken taraftar bundan sonraki maçlarda da stadı boş bırakacak.

Mersin İdman Yurdu taraftarının yaptığı açıklama ile Mersin’de takımın boş türbinlere oynayacağı anlaşılıyor.

İşte açıklama;

Trilyonlar harcayarak stat yapmaya çalışanlar 2 yeni kapı yapmayı akıl edemezken,görevliler biletli taratarlara kötü muamele etmeyi marifet sayarken,35 derece sıcağın altında binlerce insan bir kapıdan içeri girmeye çalışıyordu.Yüzlerce insan girilmez bu maça diye geri döndü gitti.

Stadın reklam panolarında yöneticilerin şirketlerinin reklamları dönerken ,tamamen kişisel sova dönmüş yönetim anlayışı nedeni ile takımın idaresi herkesin canını sıkmaya yetmişti. Bilet fiyatlarıın yüksekliği nedeniyle şampiyonluğun asıl mimamır taraftar kupa törenini izleyemedi bile.Gruplarda ki taraftar sayısı azalmış ,tribünlerden adeta çıt çıkmıyordu.Ne bir bayrak sallayan vardı ,ne de bir pankart açan vardı.Nurullah Hoca taraftarımız bize iç sahada avantaj diyordu ,şimdi görmüştür bu zihniyetle taraftar desteği gibi bir özelliğin elinde olamayacağını.

Takım ise yaz boyunca dediğimiz gibi tam anlamı ile dökülüyordu.20 gün antrenman yapmamış Ankaragücü’nün yendiğinde biz iyi takımız diyenler bugün sahada ezildikten sonra tek kelime etmeden stattan ayrıldılar.Kimse kendini kandırmasın ,defansımız çok kötü ve alternatifi bile yok; ortasaha da Zurita ve biraz Ben Yahia dışında ne yaptığını bilen bile yok.Hucüm hattımızda ki Nobre,Nduka,Amoah gibi oyuncuların kalitesi ve bize katacakları tartışılmaz ama onlar bile bu kötü savunmanın önünde birşey yapamazlar.

Sözün özü şudur ki ; Statımızda taraftarına insan gibi muamele etmeyen polis olduğu müddetçe ,kulubün görevlileri adam gibi konuşmayı öğrenmediği müddetçe ,binlerce insanı bir kapıdan içeri sokmak gibi 50 yıl öncesinin çağ dışı zihniyeti sürdüğü müddetçe biz gelmeceğiz.İç saha maçlarımızı LigTV’den izleriz,deplasmanda ise maçlara gider adam gibi muamele görürüz.
Bu şehrin insanı bu takım bugünleri görsün diye çok uğraştı,ama şimdi takım şehre sırtını döndü .Taraftarını yanına almadan,kendi insanına adam gibi muamele etmeden gelen başarı bizim için başarı değildir.Şimdi biz tepkimizi koyuyoruz.,şikayetçi olacağımızı bildiği için adını bile söylemeye cesaret edemeyen görevliler o statda görev yaptığı müddetçe ,vatandaş parası ile rezil edildiği müddetçe bir kez daha söylüyoruz biz yokuz.

Göreceksiniz ; Antep maçında bu kadar seyirciyi bile bulamayacaksınız.Bu kadar para harcayıp kimse rencide olup ,eziyet çekmek istemez,ama yönetim siz taraftarın derdi ile uğraşmayın gidin bedavaya reklamlarınızı döndürüp ,siyasileri ağırlayıp kişisel şovlarınızı yapmaya devam edin.Elbet bu devran dönecektir ,biz çok yönetim gördük ,ayrılıktan sonra statın önünde geçmediler bile….

Açıklama: mersinidmanyurdu.com

————————————————————————————————-
Yazı: Ferhat Orhan
http://www.il33.com/kirmizi-lacivertliler-ilk-macda-bos-tribunlere-oynadi/

Notes

Somali Neden Aç? Kim Suçlu? Kim Kullanıyor?

Somali; resmi olarak Somali Cumhuriyeti, Doğu Afrika’da Afrika Boynuzu denilen coğrafi bölgede bulunan bir ülkedir. 1991’deki Somali İç Savaşı’ndan beri devletin çoğu bölgesinde merkezi bir hükümet kontrolü yoktur. Uluslararası olarak tanınmış Federal Geçiş Hükümeti, ülkenin sadece küçük bir parçasını yönetmektedir. Somali aciz bir devlet konumunda olup, dünyadaki en fakir ve güvenlikten yoksun ülkelerden biridir.

Yer altı Zenginlikleri; çoğu henüz el değmemiş halde uranyum, demir, kalay, bakır, cips, boksit ve doğal gaz yataklarına sahiptir. Arap yarımadasına yakınlığı nedeniyle petrol açısından da zengin olduğu varsayılmaktadır. Bu araştırmalar doğrultusunda, kuzeydeki Puntland eyaletinde yaklaşık 5-10 milyar varillik petrol rezervi saptanmıştır.

Son zamanda açlıktan ölen insanlarla Türkiye gündemine giren Somali’de ne oldu da bir ülke bu hale geldi anlamaya çalışalım.

Avrupa ülkelerinin açıkça Afrika’yı sömürdüğü dönemlerde, diğer Afrika toprakları gibi Somali de Avrupa ülkelerine peşkeş çekildi. 1880’lü yıllarda kuzeyi Britanya Somalisi ve güneyi İtalyan Somalisi olmak üzere iki parça olarak yönetilen ülke, 1960 yılında birleşerek Somali adını aldı.

İlk yıllarda tarım ve hayvancılık sayesinde gayet iyi gidiyorlardı ve kendilerine yetiyorlardı. Bir Afrika ülkesi için kendine yete bilmek çok önemlidir. Ülke coğrafyasında sadece %2′lik bir yeri olan tarım alanlarını kullanarak üretebildiği tarım ürünlerini sadece iç ticaretinde kullanmakla kalmıyor, aynı zamanda gayet iyi ihracat yaparak gelen parayla sanayiye yatırım yapıyordu.

Ancak özgür ve birleşik Somali, 1980′lerin başında ABD destekli Muhammed Siad Barre iktidarıyla tanıştı ve ne olduysa ondan sonra oldu. Uygulanan IMF politikalarıyla yeni gelişmekte olan sanayi yok edildi, kamu kurumlarının ABD şirketlerine satılması olarak yapılan özelleştirmeler tarım ürünlerini ihraç eden bir ülke, ithalatçı konumuna düştü.

Ülkede başlayan iç karışıklık ticareti ve iş dünyasını karmakarışık bir hale soktu, yerli sermaye canını kurtarmakla uğraşırken piyasa sadece çok uluslu şirketlere kaldı.

1991 yılında, bir darbe girişiminde bulunuldu, yönetimi ele geçirse de darbe başarılı olamadı ve ülkede büyük bir kaos başladı. BM’nin ağababası konumundaki ABD, 1992 yılında restore hope adlı operasyonla Siyad Barre’yi geri getirmek istedi ancak başaramadı ve ülkedeki kargaşa daha da büyüdü.

Somali İç Savaşı; 1988 yılından bugüne devam ediyor ve bu güne kadar 300.000 ile 400.000 arasında insanın öldüğü tahmin edilmektedir. Sivil savaşın ilk evresini Siad Barre yönetimine karşı başlatılan isyan oluşturmaktaydı.
Kendini süregelen savaş ortamından uzak tutmak isteyen Somaliland (ülkenin kuzeybatı bölümünde olan bir bölge) bağımsızlığını ilan etmiş ancak bu girişim uluslararası kamuoyu tarafından yeterince önemsenmemiştir.

BM Müdahalesi; 3 Aralık 1992 tarihinde kabul edilen 794 no’lu BM Güvenlik Konseyi kararı Birleşik Devletler tarafından yönetilecek bir Birleşmiş Milletler barış gücü oluşturulmasını öngörmekteydi. Barış gücünün temel görevi Somali’deki yardım çalışmalarını düzenlemek ve ülke çapındaki güvenliği sağlamaktı.
ABD’nin bölgeye etkin müdahalesini ise akıllara Amerikan yanlısı Başkan Siad Barre’ın devrilmesinden hemen önce ülkenin üçte ikilik bölümünde Conoco, Amoco, Chevro ve Phillips şirketlerine petrol ayrıcalıkları verildiğine dikkat çekmektedir.
Conoco’nun Mogadişu’daki haklarını ABD Büyükelçiliği’ne ABD Donanması’nın ülkeye gelişinden birkaç gün önce ödünç vermesi de ilgi çekicidir. Burada rahatsız edici olan, ABD’nin olaya müdahale etmesinin temel nedeninin petrol payını artırma çabası olmasıydı.

Haziran ve Ekim ayları arasında Mogadişu’da yaşanan çatışmalarda 24 Pakistan ve 19 ABD askeri ölmüştür. 1000 Somalili direnişçinin yaşamını yitirdiği bu çatışma daha sonra Kara Şahin Düştü adlı filme konu olmuş ve tabiî ki Somali’li direnişçiler bize “Terörist” olarak yansıtıldı.
Kayıp sayısı artan BM 3 Mart 1995 tarihinde çekilmiş ancak Somali’deki düzen daha da karışmıştı.
1998-2006 dönemi Somali sınırları içinde birkaç özerk yönetimin ortaya çıkmasına tanıklık etmiştir. Bu özerk bölgeler Somaliland’in yaptığının tersine bağımsızlıklarını ilan etmemişlerdir.

Şuanda ülkede düzenli ordunun olmaması ve hükümetin kontrol edemediği Polis gücü nedeniyle güvenlik söz konusu bile değil. Her bölge merkezi yönetimden uzaklaşmış ve kendi silah gücünü oluşturmuş durumda. Açlık nedeniyle binlerce insanın açlıktan ölümü söz konusu ve yer altı zenginlikleri kendisine ait değil.

Yapılan Yardımlar; somali’ye yapılan yardımlar afrika’daki insanlık dramına gösterilen reaksiyon beni mutlu etmekte. keza otuz bin çocuğun açlıktan ölme tehlikesi var. ama “kimse yok mu?” gibi derneklerin olayı islami showa dönüştürmeleri benim sinirlerimi zıplatmakta. açlıktan ve susuzluktan ölme tehlikesiyle yaşayan somali halkına iftarda ve sahurda gıda yardımı yaptıklarını ısrarla vurgulamaları akıllara “insani yardım mı islami yardım mı?” sorusunu getiriyor.

Türkiye Başbakanı ve Heyeti; Türkiye Başbakanı Erdoğan olayı siyasi bir showa dönüştürmüş ve yanında götürdügükleriyle ilgili bir şey bile söyleme gerek yok. Hepiniz gördünüz Grant takım elbise ile hatıra fotoğrafı çektirenler, göbek atanlar ve daha neler.

Ramazan bitti ve Somali’ye yardım kampanyası da görünürlüğünü kaybetti. Buda bize foyası ortaya çıkan Deniz Feneri Derneğinin yedeği olan Kimse Yok Mu Derneğinin ramazan ayında insanların kabaran dini duygularını kullandığını akıllara getiriyor. En azından benim..

Yazı: FERHAT ORHAN

* BBC ve Wikipedia gibi kaynaklardan derlenmiştir.

0 notes

Lozan Antlaşması Md. 39 ve Md. 41 Günümüz Türkçesi İle

Lozan Barış Antlaşması

Çeşidi: Barış antlaşması

İmza: 24 Temmuz 1923
Yer: Lozan, İsviçre
Yürürlük: Devam ediyor
İmzacı devletler: Türkiye, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Yugoslavya
İmzalayan: İsmet İnönü
Korunma yeri: Türkiye



Madde 39 —Müslüman olmayan azınlıklara mensup Türk yurtdaşları Müslümanlarla
özdeş medeni ve siyasal haklardan yararlanacaklardır.
Türkiye’nin tüm halkı, din ayırtedilmeksizin, yasa önünde eşit olacaktır.
Din, inanç ya da mezhep farkı hiçbir Türk Yurtdaşının medeni ve siyasal haklardan
yararlanmasına ve özellikle genel hizmetlere kabulüne, memurluğa ve yukarı derecelere
ulaşmasına, ya da çeşitli meslekleri ve sanatları yapmasına bir engel sayılmayacaktır.
Herhangi bir Türk yurtdaşının gerek özel ya da ticaret ilişkilerinde, gerek din, basın ya da her türlü yayın konusunda ve gerek toplantılarda herhangi bir dili serbestçe kullanmasına karşı hiçbir sınır konulmayacaktır.

Madde 41 — Genel öğretim konusunda Türk Hükümeti, Müslüman olmayan yurttaşların
önemli bir oranda yerleşmiş oldukları kentler ve kasabalarda, bu Türk yurttaşlarının
çocuklarının ilk okullarda kendi dilleriyle öğretim görmelerini sağlamak üzere, gerekli
kolaylığı gösterecektir. Bu hüküm Türk Hükümetinin söz konusu okullarda Türk dilinin
öğretilmesini zorunlu kılmasına engel olmayacaktır.
Müslüman olmayan azınlıklara ilintili Türk yurtdaşlarının önemli oranda bulundukları
kentlerde ya da kasabalarda, bu azınlıklar Devlet bütçesi Belediye ya da benzeri bütçelerde
eğitim, din, ya da yardım amacıyla genel gelirlerden verilecek paralardan yararlanma ve
ödenek ayrılması konusunda hakça bir pay alacaklardır. Söz konusu paralar ilgili kurumların,
yetkili temsilcilerine ödenecektir.

Kaynak: Başkent Üniversitesi, Türk Tarih Kurumu

Notes

Gül’ün Oğlu Harvard’a Gerçekte Nasıl Girdi?

Hürriyet 01.07.2010 tarihli sürmanşetinden okuyoruz:
“GÜL AİLESİNİ SEVİNDİREN HABER
MEHMET EMRE REKOR PUANLA HARVARD’DA”

Habere göre; “Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün küçük oğlu Mehmet Emre Gül (19) ABD’de girdiği sınavlarda üstün başarı göstererek dünyaca ünlü Harvard Üniversitesi’nde eğitim görme hakkı kazandı.”

Haberde ayrıca şu satırlara yer veriliyor:

“Gül’e Harvard’ın dışında Columbia, Winston, Chicago ve MIT’den de teklif geldi. Mehmet Emre, SAT (Scholastic Aptitute Test) sınavında 800 üzerinden 800 puan alarak ulaşılması zor bir rekora imza attı.”

İşte bu haber dün internet haber sitelerinin neredeyse tamamında da geniş şekilde yer aldı. Yetmedi, televizyonda ana haberlerde konu edildi. Meslektaşlarımız; Mehmet Emre Gül için ne manşetler döşediler, ne övgüler dizdiler…

Acaba bu haberi okuyan vatandaşın göğsü kabardı mı?
Malum, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın oğlu üstün başarı elde etmiş, ulaşılması zor bir rekora imza atmıştı.

Eğer göğsü kabaran bir vatandaş bu yazıyı okursa, baştan söyleyelim; hayal kırıklığına uğratacağım.

Evet…
Lafı daha fazla uzatmadan, gelelim bu “büyük başarının” gerçekte nasıl bir “fos” olay olduğunu anlatmaya…

Önce; söz konusu haberde bahsi geçen SAT sınavı nedir, ne değildir bir bakalım kısaca…

NEDİR BU SAT

SAT (Scholastic Aptitude Test - Eğitim Yetenek Testi), Amerika’da üniversite eğitimi almak isteyenlerin girmesi gereken bir sınav. Bu testte; eleştirel okuma, yazma-kompozisyon ve matematik alanlarında öğrencilerin bilgisinin ölçülmesi hedeflenir. SAT testinin her bir bölümü minimum 200 ve maksimum 800 puan ölçeğindedir.

Bu bilgilere baktığımızda; “helal olsun işte, Mehmet Emre Gül en yüksek puanı almış, çok başarılı” diye mi düşünmeliyiz?
Ne yazık ki; hayır!

Bu sınavın Türkiye’deki üniversiteye giriş sınavlarından çok çok daha kolay olduğunu ve hatta çok özel bir ön çalışma dahi gerektirmediğini, hangi uzman eğitimciye sorsanız, öğrenebilirsiniz. Olmadı, bu yazıyı okuduktan sonra internetten dahi araştırmanız size bu bilgiyi verir.

Devam edelim…
Ne diyordu haberde; Cumhurbaşkanı’nın oğlu ulaşılması zor bir rekora imza attı!
Peki, neydi o ulaşılması zor rekor: 800 puan almak!
Şimdi bakalım; bu sınavı (SAT) yapan resmi kurum olan American College Board’un, geçen seneki SAT raporundaki rakamlar ne diyor:
Kurumun resmi sitesinde yayınlanan istatistiğe göre; SAT’ın matematik bölümünden 2009 yılında 800 puanı alan kişi sayısı; 10 Bin 52 kişi. ( http://professionals.collegeboard.com/profdownload/SAT-Math-Percentile-Ranks-2009.pdf )

Ulaşılması zor bir rekor muymuş?

(Bu arada; Deniz Baykal’ın torunu Mehmet Erkılıç da, geçtiğimiz aylarda girdiği SAT sınavından 800 puan almıştı.)

HARVARD’A GİRMEK İÇİN ASLINDA NE GEREKLİ

Peki, ulaşılması zor (!) olan bu 800 puanı almak, Harvard’a girmek için yeterli mi?

ABD’nin en etkin gazetelerinden The New York Times’ın 4 Nisan 2007 yılındaki bir haberinin ilk cümlesi özetle şunu diyor:

“Harvard, SAT sınavının matematik bölümünden 800 puanı alan 1100 öğrencinin başvurusunu reddetti.”
( http://www.nytimes.com/2007/04/04/education/04colleges.html )

Yani neymiş; 800 puan yeterli değilmiş Harvard’a girmek için.

İşte tam da bu aşamada; Mehmet Emre Gül’ün babasının Cumhurbaşkanı olması önem kazanıyor. Bilinir ki; böylesine büyük okulların öğrenci kabulünde öncelikli olarak, bu basit sınavın sonucu değil, başvuranın referansı dikkate alınır. Keza, Harvard Üniversitesi de kapılarını, tüm dünyadaki zenginlerin ve seçkin isimlerin çocuklarına açmaya özen gösterir.

Amacım; Gül ailesinin sevincini gölgelemek değil. Ancak; gerçekte olmayan başarı hikayelerini varmış gibi göstermek, bu ülkenin deha beyinlerine en hafif deyimiyle ayıp.

0 notes

Seçim Kampanyasının En Güzel Fotoğraflarından Biri
Yer: Çay Mah. Akdeniz / Mersin
Foto: Ferhat Orhan

Seçim Kampanyasının En Güzel Fotoğraflarından Biri
Yer: Çay Mah. Akdeniz / Mersin
Foto: Ferhat Orhan